Yas Sürecinin Takvimi Yoktur: Kayıpla Yaşamayı Öğrenmek
Yas aşamaları sırayla geçilen bir süreç değil, dalgalı bir seyirdir. Kaybı hayatın içine yerleştirmek ve yas tutan birinin yanında durmak üzerine.
Yas, üzerine en çok yanlış şey söylenen insan deneyimlerinden biridir. Bir kaybın ardından çevremizden duyduğumuz cümlelerin çoğu iyi niyetlidir ama neredeyse tamamı aynı gizli mesajı taşır: bu duygudan bir an önce çıkman gerekiyor. Zaman her şeyin ilacıdır, güçlü olmalısın, o böyle üzülmeni istemezdi gibi ifadeler, yas tutan kişiye farkında olmadan bir takvim dayatır. Oysa yasın takvimi yoktur ve olmaması onun bir kusuru değildir.
Kaybın ardından yaşananları anlamak için önce yaygın bir yanlış anlamayı bırakmak gerekir: yas, aşamaları sırayla geçilen ve sonunda tamamlanan bir süreç değildir. İnsanlar aynı gün içinde inkarla kabullenme arasında gidip gelebilir, aylar sonra en başa dönmüş gibi hissedebilir ve bunların hiçbiri gerileme sayılmaz. Yas doğrusal değil dalgalıdır.
Dalgaların ritmi
İlk dönemde dalgalar sık ve yüksektir. Gün içinde birkaç kez, hiçbir uyaran olmadan bile duygu yükselir ve kişiyi olduğu yerde durdurur. Zaman geçtikçe dalgaların sıklığı azalır ama şiddeti mutlaka azalmaz. Aylar sonra gelen bir dalga, ilk haftalardaki kadar güçlü olabilir. Bu, iyileşmenin bozulduğu anlamına gelmez; sadece dalgaların seyrekleştiği anlamına gelir.
Dalgaları tetikleyen şeyler genellikle beklenmedik ayrıntılardır. Bir koku, bir şarkının ilk saniyesi, markette raftaki tanıdık bir ürün. Büyük günler, yıldönümleri ve bayramlar da zorlayıcıdır ama onlar en azından önceden bilinir. Asıl hazırlıksız yakalayan, sıradan bir salı öğleden sonrasıdır.
Duyguyu susturmadan taşımak
Yas tutan kişiye en çok zarar veren yaklaşım, duygunun bastırılmasını teşvik etmektir. Ağlamamak, güçlü görünmek, çevredekileri üzmemek adına duyguyu içeride tutmak kısa vadede işe yarar gibi görünür. Ancak bastırılan duygu kaybolmaz; uyku düzeninde, bedensel gerginlikte, ani öfke patlamalarında ya da sebepsiz bir uyuşukluk halinde geri döner.
Alternatif, duyguya sınırlı ama gerçek bir alan açmaktır. Günün belirli bir bölümünde o kişiyi düşünmeye, fotoğraflara bakmaya, hatta yüksek sesle konuşmaya izin vermek, duygunun bütün güne yayılmasını engeller. Böylece kişi hem duyguyu yaşar hem de günlük hayatını sürdürebilecek kadar alan bulur.
Bağ kopmaz, biçim değişir
Yas üzerine uzun süre hakim olan görüş, sağlıklı bir sürecin sonunda kaybedilen kişiyle bağın çözülmesi gerektiğiydi. Bugün bu bakış büyük ölçüde değişmiştir. Bağ kopmaz; biçim değiştirir. İnsanlar kaybettikleri kişiyle ilişkiyi sürdürürler ama bu ilişki artık hatıralar, alışkanlıklar ve içselleştirilmiş bir ses üzerinden yürür.
Bu yüzden onu unutmak, hayatına devam etmek gibi ifadeler yanlış hedef gösterir. Doğru hedef unutmak değil, kaybı hayatın içine yerleştirebilmektir. Sevdiği yemeği pişirmek, onun kullandığı bir deyimi konuşmaya katmak, adını rahatça anabilmek bu yerleştirmenin işaretleridir. Yas ilerledikçe kaybın anılması acı vermekten çıkıp yavaşça bir yumuşaklığa dönüşür.
Yas tutan birinin yanında durmak
Kaybı yaşayan bir yakınınız varsa, en zor kısım söyleyecek doğru sözü bulamamaktır. Buradaki iyi haber şudur: doğru söz diye bir şey yoktur ve aranması da gerekmez. İnsanların yıllar sonra hatırladığı şey söylenen cümleler değil, kimin orada kaldığıdır.
Somut olmak, genel tekliflerden çok daha işe yarar. Bir ihtiyacın olursa ara demek, karşı taraftan hem ihtiyacı tanımlamasını hem de yardım istemeyi bekler; ikisi de o dönemde zordur. Bunun yerine çarşamba akşamı yemek getiriyorum demek, karar yükünü üstlenir ve gerçekten yardım eder.
Kaçınılması gereken bir alışkanlık da teselli yarıştırmaktır. Ben de benzerini yaşamıştım diye başlayan cümleler, niyeti ne olursa olsun konuşmanın merkezini kaydırır. Yas tutan kişinin ihtiyacı benzerlik değil, dinlenmektir. Sessiz kalmak, cümle tamamlamamak ve acele etmemek çoğu zaman en iyi katkıdır.
Bir de sabır gerekir. Yakın çevre genellikle ilk hafta yoğun biçimde toplanır ve sonra dağılır. Oysa en zor dönem çoğu zaman herkesin normale döndüğü, kaybı yaşayan kişinin ise dönemediği ikinci ve üçüncü aydır. O aylarda gelen kısa bir mesaj, ilk haftaki kalabalıktan daha değerli olabilir. Yasın hızlandırılamayacağını kabul etmek, hem yas tutan hem de yanında duran için en gerçekçi başlangıçtır.