Tokat Mercek

Gündelik hayatın merak uyandıran yüzü

Psikoloji

Kıyas Tuzağı: Kendi Kulisinizi Başkasının Sahnesiyle Ölçmek

Karşılaştırma dürtüsü bir zihin arızası değil, doğal bir yöntem. Ama eksik veriyle çalıştığında insanı yerinde tutuyor.

İnsan, kendi durumunu mutlak bir ölçekle değerlendirmez. Maaşınızın iyi olup olmadığını, evinizin yeterli olup olmadığını, hatta çocuğunuzun gelişiminin normal olup olmadığını çoğunlukla çevrenizdekilere bakarak karara bağlarsınız. Bu, zihnin tembelliği değil, doğal bir yöntemidir. Nesnel ölçüt bulunmayan alanlarda insan, referans olarak diğer insanları kullanır.

Sorun bu mekanizmada değil, onun bugün beslendiği veri havuzunda. Bir zamanlar karşılaştırma yapılabilecek kişi sayısı mahalleyle, sınıfla, iş yeriyle sınırlıydı. Bugün ise potansiyel karşılaştırma kitlesi neredeyse sınırsız ve bu kitle rastgele de değil: en iyi anlarını sergileyen, seçilmiş bir kesit.

Yukarı ve aşağı bakmanın farklı etkileri

Kendinden daha ileride gördüğü biriyle kıyaslanan kişi iki farklı tepki verebilir. Bazen ilham alır: "demek ki mümkünmüş" der ve harekete geçer. Bazen de çöker: "ben asla oraya gelemem" der ve vazgeçer. Aradaki farkı belirleyen şey genellikle mesafedir. Ulaşılabilir görünen bir örnek motive eder; erişilmez görünen bir örnek felç eder.

Aşağı doğru yapılan kıyas ise kısa vadeli bir rahatlama sağlar ama uzun vadede kimseyi geliştirmez. "En azından onun kadar kötü değilim" cümlesi, bir teselli olabilir, bir plan olamaz. Üstelik bu tesellinin bir yan etkisi vardır: kişiyi bulunduğu yerde tutar.

Görülmeyen yarım

Kıyasın en büyük hatası eksik veriyle yapılmasıdır. Başkasının sonucunu görürsünüz ama sürecini görmezsiniz. Terfi haberini duyarsınız, o terfiyi getiren üç yıllık sıkıntıyı duymazsınız. Tatil fotoğrafını görürsünüz, o tatil için alınan borcu ya da dönüşteki yorgunluğu görmezsiniz.

Kendi hayatınızı ise tersinden bilirsiniz: bütün ham haliyle, bütün şüpheleriyle, bütün başarısız denemeleriyle. Yani her karşılaştırmada kendi kulisinizi başkasının sahnesiyle kıyaslarsınız. Böyle bir kıyasın adil sonuç vermesi matematiksel olarak mümkün değildir.

Karşılaştırma dürtüsünü yönetmek

Bu dürtüyü tamamen yok etmek gerçekçi bir hedef değildir; insan sosyal bir canlıdır ve çevresine bakmadan duramaz. Yapılabilecek olan, karşılaştırmanın yönünü ve konusunu seçmektir. Genel kıyaslar zararlıdır: "onun hayatı benimkinden iyi" cümlesi hiçbir yere götürmez. Dar ve teknik kıyaslar ise öğreticidir: "o sunumunu nasıl yapılandırmış, hangi sırayla anlatmış" sorusu bilgi üretir.

İkinci yöntem, kıyas eksenini zamana çevirmektir. Kendinizi bir başkasıyla değil, bir yıl önceki halinizle karşılaştırmak hem daha adil hem de daha bilgilendiricidir. Çünkü tek geçerli kontrol grubu, aynı koşullarda yaşamış olan eski sizsinizdir.

Beslenme kaynağını değiştirmek

Karşılaştırma dürtüsü, önüne konan malzemeyle çalışır. Malzemeyi değiştirmek, dürtüyle savaşmaktan çok daha kolaydır. Kendinizi kötü hissettiren hesapları izlemeyi bırakmak bir olgunluk eksikliği değil, basit bir çevre düzenlemesidir. Kimse bahçesine ayrık otu ekip sonra ayıklamakla uğraşmaz.

Bir başka faydalı alışkanlık, kıyas anını fark edip adını koymaktır. "Şu an karşılaştırma yapıyorum ve elimde eksik bilgi var" cümlesini içinden söylemek, duygunun şiddetini belirgin biçimde düşürür. Çünkü otomatik giden bir süreç, adlandırıldığı anda bilinçli bir seçime dönüşür.

Son olarak, kendi ölçütlerinizi yazılı hale getirmek işe yarar. Sizin için başarılı bir yılın neye benzediğini kendi cümlelerinizle tanımladıysanız, başkasının tanımı sizi daha az sarsar. Ölçüsü olmayan insan, her gördüğü cetveli kendi cetveli sanır.

Kıskançlık aslında bir pusuladır

Karşılaştırmanın ürettiği duyguların en kötü şöhretlisi kıskançlıktır. Utanç verici bulunduğu için genellikle bastırılır. Oysa dikkatle bakıldığında bu duygu son derece kullanışlı bir bilgi taşır: neyi istediğinizi söyler. Herkesin her başarısı sizi rahatsız etmez. Sizi rahatsız eden şey, sizin de istediğiniz ama kendinize itiraf etmediğiniz şeydir.

Bu yüzden kıskançlığı bastırmak yerine sorgulamak daha verimlidir. "Bu kişide beni tam olarak ne rahatsız etti?" sorusu, çoğu zaman ertelenmiş bir isteği açığa çıkarır. Kimi zaman cevap paradır, kimi zaman özgürlüktür, kimi zaman da görülmüş olmaktır.

Duyguyu bilgiye çevirmek, onu zararsız hale getirmenin en pratik yoludur. Aksi halde bastırılan kıskançlık, alakasız yerlerde eleştiri ya da küçümseme olarak dışarı sızar. Başkasının başarısını gereksiz yere hafife alan insanların çoğu, aslında kendi cevaplanmamış sorularıyla uğraşıyordur.